Kayıtlar

Maalesef görmek nasip olmadı!

Hasta yatağında bir sağa bir sola döndü ama canı bir türlü rahat etmiyordu. Ne sırtındaki ağrılarını dindirebiliyor nede geçmiş günlerini unutabiliyordu. Yattığı yerden salonda oturan bakıcısına seslendi kendisine bir bardak su getirmesini istedi. Hizmetçi koşarak istediği suyu getirdi. Başını yastıktan kaldırdı. Bardağı dudaklarına yaklaştırdı. Besmelenin ardından üç yudumda suyu içti. Sonra teşekkür ederek bakıcısına gidebileceğini söyledi. Tekrar yatağına uzandı yorganını başına çekti. Gözlerini kapadı. Birden yıllar öncesine gitti. Güneşli bir Temmuz sabahında ilk oğlu Ömer dünyaya gelmişti. İşte çalışıyordu. O zamanlar gençti güçlüydü. Taşı sıksa suyunu çıkarır derler ya öyle işte. Haberi duyar duymaz bir solukta müdürün yanına vardı, heyecanlı heyecanlı izin isteyerek hastaneye koştu, eşi yatağında yatıyor kucağında bir bebek etrafında görevliler ve de kardeşi onunla ilgileniyor. Sevinçle içeri girdi kıpır kıpırdı oğlunu eline aldı kucakladı havaya kaldırdı nasılda sevinçli...

Kurtuluş günü bugün

Tavuk çiftliğinde bulunan horozlar ve tavuklar bir türlü anlaşamazlar sürekli birbirleri ile itişip kalkışırlar dövüşürler hepsinin tek amacı çiftliğin kralı olmak, olmasına olacaklarda acaba önce kim başaracak bu büyük ve erişilmez hayali.. Horoz kanatlarını arkasından dolamış çiftlik içerisinde bir sağa bir sola dalgın dalgın yürürken kendi kendine düşünür hayal kurar ben bu çiftliğin kralıyım, kimse bana karşı çıkamaz, ben ne dersem ben ne yaparsam herkes uymak zorundadır:!.. İsteyen uymasın bakıyım nasılda onu çiftlikte kovalarım vallahi ona çiftliği dar ederim kanatlarını yolarım herkes beni dinleyecek ….. Hele de gözlerini yumup derinlere dalıp deriiiiin hayaller kurmaya başlayınca şöyle bir düşünür!..... salına salına çiftlikte dolaşıyor gelen geçen her horoz yada tavuk onun önünde kanatlarını çırparak selam veriyor, başını eğerek yanından geçiyor ne muhteşem manzara ne muhteşem manzara hayali, bu azizim, kral horozum ben kral horozum diye bağırarak hayalinden uyandı sağına sol...

Hava çok soğuktu.

Hava çok soğuktu. Üşüyordu. Yalnızdı!.. En büyük üzüntüsü de yanında elinden tutacak bir dostunun bile olmamasıydı.. O her zaman insanların içinde olmaya, onlarla gülmeye eğlenmeye sohbet etmeye şakalaşmaya alışmıştı. Ama şimdi ne sohbet edebileceği ne derdini anlatabileceği nede yardımını isteyebileceği bir dostu kalmamıştı çevresinde. Hâlbuki yıllar öncesini düşünmüştü bir an sonra gözleri doldu yanakları buğulandı derin bir ah çekti ve şöyle yıllar öncesine gidiverdi birden… Bir gurup arkadaşıyla arabasının içinde şarkı söylüyor kahkahalar atıyor arabanın gaz pedalına alabildiğince yükleniyordu onun için her şey tozpembeydi… Dert mi?   sıkıntımı, şakamı ediyorsun, onlarda nereden çıktı…. Dert nereden çıkar şartların olumsuz oluşundan, şartlar nasıl olumsuz olur; para yoktur dost yoktur zaman yoktur ama onun için bunlar söz konusu dahi olamaz baksana yanında dostları maddi hiçbir sıkıntısı yok paramı oda neki; elinin kiri sadece "ne kadar lazım" demişti b...

Mucize bu olsa gerek

                     Mucize bu olsa gerek Akşam karanlığı basmadan eve varmalıyım en azından yolun zor olan kısmını geçmeliyim diye düşündü kendi kendine. Okuldan çıktı kiralık olarak kaldığı öğrenci evine geldi sağa sola baktı etrafı tekrar kontrol etti,oradan birkaç eşya alıp hızla çıktı. Öğle çoktan geçmiş kış mevsiminin soğuğu etkisini göstermeye başlamıştı, üşüyordu ama yapacak pek bir şeyi de yoktu, çaresizdi. Ailesinin maddi durumu onu gurbette okutacak kadar hele de istediği rahat ortamı sağlayacak kadar iyi değildi. Yinede haline şükretmişti benim sahip olduklarıma sahip olamayanlarda var diye düşündü, yola koyuldu. Hem hızlı adımlarla yürüyor hemde gideceği uzun yolun hesabını yapıyordu. Eğer onbeş dakikada aşağı mahallenin bulunduğu konutları geçersem iyi olur, derken yukarı mahalle oradan da verelini dağ yolu. Ama ilk olarak en fazla yirmibeş dakika da aşağı mahalley...

Geçmiş olsun

Ahmet Efendi saatin tiz sesiyle sabah uykusundan uyandı, yatağından kalktı gün doğmak üzereydi. Yapacak çok işi vardı. Hemen lavaboya gitti sabah namazı için abdestini aldı havlusu ile kurulandı, odaya geçip seccadesini serdi huşu ile kıbleye yöneldi. Etraf sessiz arada bir sokaktan gelen araba eksoz ve korna sesleri de olmasa iyice yalnızlığa gömüldüğünü hissedecek gibiydi. Namazını kıldı, ellerini kaldırıp duasını yaptı. Gönlüne bir huzur gelmişti, bu huzur Allah'a karşı görevini yerine getirmenin, üzerinde Allah tarafından farz kılınan bir vazifenin yerine getirilmesinin huzuruydu. Sessizce yatak odasına geçti üzerini giyindi, çantasını kontrol etti, ceplerine baktı akşamdan hazırlamış olduğu notlarını defterlerini cüzdanını kimliğini hepsini tastamam yanına almıştı. Artık evden çıkıp işine gidebilirdi. O da öyle yaptı besmele ile evin kapısını açtı sağ ayağını kapının eşiğine koyup kapıyı çekti ve sessizce dışarı çıktı. Artık kendisini işine odaklaması gerekiyordu. Dünya...